Dövme beden ilişkisi ve felsefesi
Beden-dövme ilişkisi ve felsefesi ya da
dövmenin göstergeyi gösterme becerisi üzerine birkaç söz
“Ne yaparsan yap, fakat yapmak için yapma”
Ö.E
Son zamanlarda dünyada iyice saplantı haline gelen “dövme” dalgasının etkileri, doğal olarak kendini ülkemizde de gösteriyor. Bu konudaki yayınlar üzerinde araştırma ve incelemeler yaparak, “dövme”nin kendinden çok (biçimsel, renksel vb. yanından çok) felsefesi üzerine bazı edinimler elde etmeye çalışmanın doğruluğu, dövme konusunun özellikle felsefesi bağlamında dünyaca bu konuda otorite olmuş kişiler tarafından dile getirilip, tartışmaya alınmakta.
Bu doğrultuda bazı sorular kafada belirmelidir ve bunların cevapları üzerine de düşünceler geliştirilmelidir. Mesela bu konuda bende, müthiş bir ilgi oluşmuş durumda. Konunun içine, ta derinlerine inme isteğimin artması, bu konudaki otoritelerin açıklamalarından anladığım üzere, doğru bir gelişme. Sorulara geçmeden önce “dövme”, yani “bedene atılan çeşitli çizgi ve renk boyutundaki işaretler” bağlamında, bir gerçekliğe sahip olan bu oluşumun kesinlikle bir rast gelelik ve salla patiklikle ilgisi, ilişkisi olmadığı konusunun altı otoriteler tarafından çizilmekte. Her ne kadar zor da olsa dövmeyi silme teknolojisinin var olduğu bugünlerde unutulmaması gereken slogan: “Dövme dövmedir ve bir kez bedene yapılır, bir daha da silinmemeli veya kapatılmamaldır. Dövme konusunun taşıdığı bu tip bir gerçeklik, nasıl sıradan bir işle karşı karşıya olmadığımızı gösterir.
Dövmenin tarih içinde en ilkel yerli halklardan başlayarak, tüm kültür ve toplumlarda olduğunu görüyoruz öncelikle. Toplumların yaşantılarına, dinsel algılarına bağlı olarak şekilleri, renkleri vb. özellikleri sürekli değişiyor dövmenin. Bir anlamda hem etnografik, hem de antropolojik değeri var. Dünyada bir isim olmazdan önce dövme ustaları bulunmaktayken, fakat bugün “dövme”nin bir sanat olarak kabul edildiği gerçekliğine bağlı kalarak “dövme sanatçıları”nın varlığı dikkat çekmekte. Bu konunun teorisiyle ilgilenen bazı sanatçılar kadar, ustalıklı ve yaratıcı çizim ve boyamalarıyla dikkati çeken ün yapmış dövme sanatçıları da bulunmakta. Bütün bu gelişmelerin ötesinde, bir şey var ki o da çok önemli: Dövme yapılan, yapan ve işlenen motif üçgeninde önemli bir düşünsellik oluşması konusu ve bu, her şeyden daha değerli, üzerinde asıl durulması gereken bir konu. Yani “dövme/dövmenin felsefesi” konusu, dikkatle irdelenmesi ve içine dalıp zaman geçirilmesi gereken bir oluşum süreci. Bu anda devrede ciddi boyutta bir sanat psikolojisinin, algılama biçimleri adı verilen hallerin, hatta mitolojik ve mistik duygu yapılarının devrede olduğu bir atmosferle iç içe olunduğu da söylenmelidir. İşte bu yönde bazı sorular akla geliyor ve bunlara verilen cevaplarla “dövme felsefesi diyalogları” denilen ciddi tartışmalar dünyada yapılıyor ve gündeme getiriliyor. Sonuçta şu yargı temel olarak ortaya çıkıyor: “Ne yaparsan yap, fakat yapmak için yapma” Öyleyse bu konudaki soruları sormaya başlayalım:
Dövme yapma ihtiyacı neden doğar?
Bu bir istençtir ve dövme yapmak isteyen kişi tarafından geliştirilir öncelikle. Bu kişinin hem görsel, hem de düşünsel derinliğiyle ilgili olarak bir ihtiyaç olarak doğar dövme yapmak. Dövme, bir gösteriş amacı taşımaz asla. Çünkü onun gösterişi, taşıdığı anlam ve derinliğinde saklıdır. Kesinlikle dekoratif bir amaçla ele alınmaz. Dövme yapmak, gerçek bir ihtiyaç olarak duyumsanan bir şeydir. Bu ihtiyacı duyumsayan kimse, bunu paylaşabileceği, aurasından keyif ve haz alabileceği dövme sanatçısını bulmakla yükümlüdür. Burada iki kişi arasındaki elektrikten bahsedilir; bu öyle bir elektriktir ki adeta birbirini tamamlayacak (bir mıknatısın birbirini iten değil, çeken uçları gibi bir sürecin aralarında oluşması çok önemlidir), oluşacak sinerjiden ölene dek bedende taşınacak bir gizem, o gizimden de belli öyküler doğacaktır. Dövmenin yapılacağı beden sahibiyle, bu bedeni bir resmetme alanı olarak kullanacak dövme sanatçısının yekten dünya görüşlerinin bir araya gelerek yeni bir dünyaya merhaba denilecektir bundan böyle.
Dövme yapma ihtiyacı, içte olan bir felsefenin dışa vurulup, paylaşılması amacıyla ortaya çıkar aslında. Bu durum, en önemli etken olarak dikkati çeker. Dövme yapmak isteyen her kimse, nasıl bir felsefeye ve dünya görüşüne sahip olduğunu, bundan da öte “öteki ben”lerini tespit etmeli, bu algı ile yola çıkıp, ortaya tam olarak bir kavramın çıkmasına gayret göstermelidir. Dövme bir konumlandırma, bedenin her hangi bir yerine konumsal anlamda bir temel motif veya motiflerin kondurulmasıdır; yoksa bundan başka bir şey değil.
Dövme yapmak, yukarıda dile getirdiğimiz üzere bir konumlandırma çalışmasıdır, fakat bu konumlandırmanın baştan sona taklit unsurundan daha çok, imge değiştirmesine, ya da stilizasyonuna dönük şekilde dönüştürülerek-imgelem dünyasını genişleterek- bir yaratı haline gelmesini ister. Birebirde bir çizgi veya renk bileşkesini ele almak kadar, bunların tamamen değiştirilerek sunulması da gündeme getirilebilir. Ya da çok yan yana taklit unsurlu şeyler tek tek getirilerek bir bütün zenginliğine gidilebilir. Bu anlamda farklı kavram, köken ve strüktürlere dayalı elemanların bedene kazınması kadar, tam tersi bir algılamayla da dövmenin yapılması durumu söz konusu olabilir.
Dövme mitolojik veya mistik bir gerçeklik midir?
Evet aynen böyledir; böyle algılanması ancak dövmenin, özellikle bedeninde olacağı kimseyle bir diyalektik sağlayacağı –örtük ve karşıtını bulabileceği- ve felsefi bir söylem atmosferine sürüklenebileceği konularının altı ancak çizilebilir. Bedene kazınan dövmenin kişinin felsefesine bağlı olarak belirmiş “öteki ben”leri olması konusu, en doğru dövme felsefesinin dışa vurulması olacağından, yanı sıra başka sıradan gelişmelerin hiç bir işe yaramayacağı söylenebilir. Mitolojik ve mistik, yani bir öyküsellikle beraber, gizem konusunun tartışmaya alınması gibi durumların da dövme tanımlaması üzerinde müthiş etkileri ve bu etkileri dışarıdan alımlayan kimseler üzerinde de gene büyük etkileri olduğu bilinen bir gerçekliktir.
Dövmenin yapıldığı beden bir resmetme alanı ise, resmedilmenin biçim ve felsefe ilişkisine bağlı şekilleri neler olabilir?
Bu yönde dövme bir işaretse, bu işaretler hem bir anlam bütünlüğü sağlayaraktan, hem de tam tersi sağlamadan bedendeki yerlerini alabilir. Birbiriyle ilişkisi olmayan dövmelerin çeşitli boyutlarda dağınık bir şekilde bedene yayılması kadar, tam tersi birbiriyle bağıntılı dövmelerin vücutta bir bütünlükle ele alınması da olanaklıdır. Bazı dövmeler görsel bir biçim ve renk yanılsaması eşliğinde değerlendirilir ve izleyen üzerinde şaşırtıcı etkilerde bulunur. Dövmede, daha en başta dile getirdiğimiz üzere bir felsefeyle yola çıkılırsa, o zaman bu dağınıklar bilinçli toplamalara dönüşerek sunulabilir ve izleyen üzerinde bir anlam zincirinin oluşmasını sağlayabilir. Bir de yapılan, tamamlanmış dövme/ler üzerinde “defalarca düşünerek yaşamak” diye bir durum söz konusudur ki, bu bedendeki boşluklarla ilgili olarak sonraki felsefi devamlılığı sağlamak açısından çok gereklidir. Her önüne gelineni, her şeyi bedene kazıtmak, muhtemel pişmanlıklara neden olacak ve bu pişmanlık psikolojisi, kişinin bedenini sevmeme noktasına vararak, bedenden ruhsallığın uzaklaşmasına dek gidebilecektir.
Dövmenin bir bilgi fenemolojisi boyutunda ele alınmasıyla ortaya şu açıklamalar koyulabilir: Dövme cilt tarafından tamamen bertaraf edilmeyen bir boyanın, belirli bir şekilde, içderi düzeyine kadar işlenmesidir. Eskiden en çok kullanılan boya ismiş. Dövme hemen daima özellikle tarihte sihir niteliğine bürünen bir işlemdir. Toplumların çoğunda eskiden dövme yapan kişilerin gizli bir güce sahip olduklarına inanılmıştır. Dövme salt süsleme amacı taşımaz. Fakat dövmenin şekilleri, tekniği, bedendeki yeri ve yapılma şartları toplumdan topluma değişir.
Özkan Eroğlu
Sanat Tarihçi-Eleştirmen
http://www.ozkaneroglu.com